İSLAM HUKUKUNDA BAĞİLİK, BAĞİLERLE (DEVLETE KARŞI İSYAN EDENLERLE) İLGİLİ HÜKÜMLER VE DÂHİLİ ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜM YOLLARI-MUSTAFA LÜY
- Stok Durumu: 270
- Ürün Kodu: 9786259717098
- Yayınevi: Liman Yayınevi
- Yazar Adı: Mustafa Lüy
- ISBN: 9786259717098
- Toplam Sayfa: 608
- Basım: 1
- Kitap Dili: Türkçe
- Cilt:Karton Kapak
- Kitap Boyutu: 13,5 x 21
- Yıl: 2025
- Yayın Tarihi: 30/11/-0001
Yakın tarihimizde zuhur eden ilk cemaat darbesi, esasında 1826 yılında Yeniçerinin ve Bektaşiliğin ortadan kaldırılması ile neticelenen meseledir. 1622 de Yeniçeriyi kaldıracak diye katledilen Padişah 2. Genç Osman’dan 204 yıl sonra torunlarından 2. Mahmut Yeniçeriyi lağv etmiştir. İkinci olarak, padişah değişikliğini kendi tasarruflarında gören yeniçeri teşkilatının tarikat ayağı Bektaşi Tekkeleri de bundan nasibini almıştır. Bu meseleyi, Hz. Ali Radıyallahu anh ve Hz. Muaviye’yi karşı karşıya getiren ve Hz. Ali R.a. Adalet-i Mahza, Hz. Muaviyenin adalet-i izafiye olarak ifade edilen iki farklı adalet faraziyesi ile nazara almak icap eder. Sıffin olayı ve sonrası yaşananlar bizim için bir temsil dürbünüdür. O devirde Hazreti Ali R.a, Sadece Hz. Osman R.a. Katledenlerin şahsi olarak bulunup cezalandırılması lüzumu üzerinde dururken, Hz. Muaviye R.a. Devletin selameti için bunu yapan güruhta kim varsa istisnasız ceza almasının lüzumlu olduğuna kaniydi. Hz. Muaviye R.a. Bu topluluğun içinde bulunanların da azgınlık, isyan edenler olduğunu iddia ederek hiçbir surette müsamaha edilmemesi, onların da öldürülmesi taraftarıydı. Bu düşüncesini de uyguladı, asırlarca devam edip gelen Kerbelâ katliamı meydana geldi. Daha sonra da İslam devletlerinde ihtilaller, darbeler sonrası milyonlarca masum insan Bâgî, isyancı diye öldürüldü. Derin kuyulara atılarak katledildi hatta ateşlerde yakıldı.
Bunları da dinin emri gibi yaptılar. Şeyhu’l İslam’lar, Dini otoriteler, şimdiki sistemde Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyatçılar aynı yolu takip ederek fetva vererek, Bâgi’lik (isyancı-Terörist) ithamı ile Türkiye'mizde Milyonlarca yaşlı, kadın, çocuk, hasta yargılanmadan infaz edildiler.
Önceleri çok gündeme gelmeyen Bâgîlik-Bâgîler ve bunlara uygulanacak cezai müeyyideler konusu, 15 Temmuz 2016 darbe sonrası çok gündem oldu. Kendi çapında otoritesi olan ilahiyatçı, hukukçu, tarikat şeyhleri, yüzünde sakal, başında sarık, üzerinde cübbe olan cahil sofiler ileri atılıp bunların katli vacip, cenaze namazları kılınmaz, Müslümanların mezarlıklarına gömülmez, iş verilmez, kamu alanlarında, özel sektörde çalıştırılmazlar gibi radikal kararlar aldılar. Hatta bazıları bu cemaatin darbeye katılmış-katılmamış olanlarının hepsinin mallarının ganimet, kadınları, kızları cariye, çocukları köle hükmünü verdiler. Bu siyasi hırslarını, kinlerini dini söylemlerle kapattılar. Milleti dinden, imandan nefret ettirdiler. Bu davranışlar benim çok zoruma gitti. İslam Dininde Bagîlik nedir? İsyan edenlere ne gibi cezalar uygulanır? Bu kanunda İslam Fıkıhçıları ne görüş bildirmişler? Araştırmak istedim. Elimdeki Tefsir, Hadis, Fıkıh kitaplarından, İslam ansiklopedilerinden ve bu konuda yazılmış makalelerden derleme yaparak bu kitabı meydana getirdim.
Bütün İslam âlemi olarak İslam'ı iyi bilerek yaşamalıyız; makam, mevki hırsı ile dini yozlaştırmak gibi hareketlerden, söylemlerden kaçınmak lazımdır. İnsanlar Müslüman denilince elinde silah, kılıç, bıçak, öldüren, kesen, yakan, yıkan, aldatan, alavere, dalavereci, hileci, hırsız olarak gözlerinde canlandırmakta ve hatta dünya devletlerinde Müslümanlar isyancı, terörist, hain olarak tanıtılmaktadırlar. Hatta filmlerde, tiyatrolarda da bu çirkin görünümlerle canlandırılmaktadır. Bunun sebebi de İslam'ı iyi bilmeyişimiz, yaşayıp tanıtamayışımızdır. Bunun en çirkin örneğini 15 Temmuz 2016 Darbe sonrası yaşadık. Tarikatlar, Dini vakıf, dernek mensupları, dinci, dinsiz siyasalcılar sokaklara dökülerek ölüm naraları attılar. Bu işe bir de Diyanet İşleri Başkanlığını da alet ettiler. Müftüler, vaizler, Hocalar Camilerde aynı Emevilerin Hazreti Ali, Hazreti Hüseyin ve sevenleri aleyhinde hakaretler, küfürler yaptıkları gibi akla hayale gelmedik, dinin kabul etmediği küfür sözler söylediler. Hâlbuki böyle bir davranış, söylem ve eylem İslam dininin hiçbir yerinde yok. Bu, işin daha acı tarafıydı. Camiler siyaset meydanları haline gelmemeliydi. Maalesef dinci siyasi irade bunu da yaptırdı.
Bu çalışmamda izlediğim yol, Kur’an’dan, Hadislerden, Fıkıh Kitaplarından, resmi tarihlerden, tarihçilerden, Diyanet İslam Ansiklopedisi’nden ve Üniversitelerin Akademik araştırmalarından, dergilerden iktibas ettiğim yazılardan aynen alarak tamamen tarafsız bir çalışmadan ibarettir.
Tabulaştırılmış düşünce ve kabullerden yola çıkmamak ve bilimsel faaliyeti, tabuların vesikaya bağlanması haline getirmekten kaçınmak, ilim adamların, araştırmacıların ve bütün yazarların borcu ve ödevidir. Hiçbir araştırmacının “son sözü söylemek” gibi bir iddiası ve seçkinliği olamaz. Bu bakımdan kitabımın konusu olan Bağilik (Devlete isyan) konusunda son sözü söylemiş olmak iddia ve kuruntusu içinde olanları veya öyle kabul edenleri ve edilenleri, hep eleştirdim, kabul etmedim. Buna rağmen, hatadan, sürçmeden uzak olduğum söylenemez. Böyle bir iddiam da yoktur. Bahtiyarlığı, hatadan arınmış olmaktan değil, gerçeklerin aydınlanması uğruna gayret göstermiş olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yorumlar
Yorum Yapınız